Nerdesin? diyor İkinci Ses.
Sessizlik.
Nerdesin? diyor İkinci Ses.
Sessizlik
Cevap yok.
Karlara mı gömüldü? Dışarı çıkar çıkmaz dondu mu? Yolunu mu şaşırdı? (Kendi kendine konuşuyor gecenin ayazında İkinci Ses.) Nerdesin? diye sesleniyor yeniden.
Cevabı sen ver, diye bir ses geliyor uzaktan. (Birinci Ses bu.)
Basit bir cevap, diyor İkinci Ses.
Ver basit cevabı diyor, Birinci Ses. Seni dinliyorum.
Burda, bu dağ başındaki odamızın bir köşesindeyiz, diyor İkinci Ses. Büzülmüşüz, kendi kendimizin içine girmiş, kendi kendimizle konuşmakta, kendi kendimize soru sormakta, kendi kendimize cevaplar vermekte, kendi kendimizi okşamakta, kendi kendimizle dertleşmekte, kendi kendimizle sevişmekte.
Daha dışarı çıkmadık mı? diyor Birinci Ses. Daha başkalarına kavuşmadık mı? Yalnızlığımıza daha başkaları girmedi mi?
Yalnızlığımız her zaman çoğul, diyor İkinci Ses.
Nerde bu çoğulun kişileri? Burda, nerde? diyor Birinci Ses.
Onlar... onlar ordalar... diye kekeliyor İkinci Ses. Dışardalar. İçerdeler. Bir odanın içinde toplanmışlar. Tandırın başındalar. Çoluk çocuk, Kadın, kız, kızan. Kimileri bir köşeye büzülüp yatmış. Yarın sabah kalkacaklar. Yarın sabah kalkacaklar, birkaçı ağıla gidecek, koyunları çıkartacak. Birkaçı tepeye tırmanıp ot getirecek kızaklarla. Birkaçı bu gece ölen biri varsa onu gömecek gün doğumunda. (Mezarları derin kazmalarını ve dereden uzak tutmalarını öğütledim onlara.) Birkaçı hamur yoğuracak, yufka açacak. Birkaçı bulgur çorbası pişirecek (belki bir çanak da sana getirecekler), birkaçı okula gelecek. Seninle konuşacak. Sana bir sözcük öğretecek. Senden bir sözcük öğrenecek. Seninle dertleşecek. Seninle söyleşecek.
Şimdi, şu anda, nerdeler? diyor Birinci Ses.
Orda, karın ötesinde, toprak damlarının altındalar, diyor İkinci Ses. Uyuyor olmalılar.
Uyuyorlar mı? diyor Birinci Ses.
Her zamanki gibi, diyor İkinci Ses.
Bilmem, belki de yanılıyorsun, diyor Birinci Ses.
Hangi konuda? diyor İkinci Ses.
Belki düşünüyorlar, demek istedim, diyor Birinci Ses.
Neyi? diyor İkinci Ses.
Kim bilir? diyor Birinci Ses. Belki hiçbir şeyi. Belki her şeyi. Belki dünü. Belki bugünü. Belki yarını. Belki tümünü birden. Ola ki bitmeyen kışı. Eli kulağında baharı. Karılarını. Kocalarını. Çocuklarını. Koyunlarını. Kursaklarındaki yufkayı. Yarınki aşı ve işi. Okşayacakları (ya da okşadıkları göğsü). Öpecekleri (ya da öptükleri) dudakları. Isıracakları boynu. Bağırtacakları gelini. Kim bilir, belki birkaçı da seni.
Sanıyor musun? diyor İkinci Ses.
Dışardan baksan hiçbir dertleri yok, dersin. Yalnızca yaşıyorlar, dersin. Oysa kafalarının içi o kadar karışık ki, düşünüp düşünmediklerini görmüyorsun. Gözlerinin görüp görmediğinden, kulaklarının duyup duymadığından kuşkun var. Duyduklarını, anlayıp anlamadıklarını anlayamazsın dışarıdan baktığın sürece.
Onlar da bizim gibi, diyor İkinci Ses. Bunu mu söylüyorsun?
İçine girdiğinde, diyor Birinci Ses.
Öyleyse girelim içlerine, diyor İkinci Ses.
Geç bile kaldık, diyor Birinci Ses.
Hiçbir zaman geç değil, diyor İkinci Ses.
Bu kez, gerçekten dışarı çıkalım, bu kez gerçekten onlara gidelim, bu kez gerçekten anlatalım onlara, diyor Birinci Ses.
Düzeltiyor İkinci Ses:
Anlayalım onları
anlatalım onları.
Yarından tezi yok, diyor Birinci Ses.
Yarın oldu bile, diyor İkinci Ses.
Ferit Edgü, Kimse
Sessizlik.
Nerdesin? diyor İkinci Ses.
Sessizlik
Cevap yok.
Karlara mı gömüldü? Dışarı çıkar çıkmaz dondu mu? Yolunu mu şaşırdı? (Kendi kendine konuşuyor gecenin ayazında İkinci Ses.) Nerdesin? diye sesleniyor yeniden.
Cevabı sen ver, diye bir ses geliyor uzaktan. (Birinci Ses bu.)
Basit bir cevap, diyor İkinci Ses.
Ver basit cevabı diyor, Birinci Ses. Seni dinliyorum.
Burda, bu dağ başındaki odamızın bir köşesindeyiz, diyor İkinci Ses. Büzülmüşüz, kendi kendimizin içine girmiş, kendi kendimizle konuşmakta, kendi kendimize soru sormakta, kendi kendimize cevaplar vermekte, kendi kendimizi okşamakta, kendi kendimizle dertleşmekte, kendi kendimizle sevişmekte.
Daha dışarı çıkmadık mı? diyor Birinci Ses. Daha başkalarına kavuşmadık mı? Yalnızlığımıza daha başkaları girmedi mi?
Yalnızlığımız her zaman çoğul, diyor İkinci Ses.
Nerde bu çoğulun kişileri? Burda, nerde? diyor Birinci Ses.
Onlar... onlar ordalar... diye kekeliyor İkinci Ses. Dışardalar. İçerdeler. Bir odanın içinde toplanmışlar. Tandırın başındalar. Çoluk çocuk, Kadın, kız, kızan. Kimileri bir köşeye büzülüp yatmış. Yarın sabah kalkacaklar. Yarın sabah kalkacaklar, birkaçı ağıla gidecek, koyunları çıkartacak. Birkaçı tepeye tırmanıp ot getirecek kızaklarla. Birkaçı bu gece ölen biri varsa onu gömecek gün doğumunda. (Mezarları derin kazmalarını ve dereden uzak tutmalarını öğütledim onlara.) Birkaçı hamur yoğuracak, yufka açacak. Birkaçı bulgur çorbası pişirecek (belki bir çanak da sana getirecekler), birkaçı okula gelecek. Seninle konuşacak. Sana bir sözcük öğretecek. Senden bir sözcük öğrenecek. Seninle dertleşecek. Seninle söyleşecek.
Şimdi, şu anda, nerdeler? diyor Birinci Ses.
Orda, karın ötesinde, toprak damlarının altındalar, diyor İkinci Ses. Uyuyor olmalılar.
Uyuyorlar mı? diyor Birinci Ses.
Her zamanki gibi, diyor İkinci Ses.
Bilmem, belki de yanılıyorsun, diyor Birinci Ses.
Hangi konuda? diyor İkinci Ses.
Belki düşünüyorlar, demek istedim, diyor Birinci Ses.
Neyi? diyor İkinci Ses.
Kim bilir? diyor Birinci Ses. Belki hiçbir şeyi. Belki her şeyi. Belki dünü. Belki bugünü. Belki yarını. Belki tümünü birden. Ola ki bitmeyen kışı. Eli kulağında baharı. Karılarını. Kocalarını. Çocuklarını. Koyunlarını. Kursaklarındaki yufkayı. Yarınki aşı ve işi. Okşayacakları (ya da okşadıkları göğsü). Öpecekleri (ya da öptükleri) dudakları. Isıracakları boynu. Bağırtacakları gelini. Kim bilir, belki birkaçı da seni.
Sanıyor musun? diyor İkinci Ses.
Dışardan baksan hiçbir dertleri yok, dersin. Yalnızca yaşıyorlar, dersin. Oysa kafalarının içi o kadar karışık ki, düşünüp düşünmediklerini görmüyorsun. Gözlerinin görüp görmediğinden, kulaklarının duyup duymadığından kuşkun var. Duyduklarını, anlayıp anlamadıklarını anlayamazsın dışarıdan baktığın sürece.
Onlar da bizim gibi, diyor İkinci Ses. Bunu mu söylüyorsun?
İçine girdiğinde, diyor Birinci Ses.
Öyleyse girelim içlerine, diyor İkinci Ses.
Geç bile kaldık, diyor Birinci Ses.
Hiçbir zaman geç değil, diyor İkinci Ses.
Bu kez, gerçekten dışarı çıkalım, bu kez gerçekten onlara gidelim, bu kez gerçekten anlatalım onlara, diyor Birinci Ses.
Düzeltiyor İkinci Ses:
Anlayalım onları
anlatalım onları.
Yarından tezi yok, diyor Birinci Ses.
Yarın oldu bile, diyor İkinci Ses.
Ferit Edgü, Kimse

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder